ÇANAKKALEMİZİ TANIYALIM


Çanakkale, yaklaşık 5000 yıllık geçmişi ile eğitim, kültür, tarih kenti olmanın yani sıra Homeros'un ilyada'sındaki gibi antik kültür hazinelerinin destanlarla beslenip gerçekliğe ulaştığı büyülü tarihi mekânları bünyesinde barındıran önemli bir turizm kentidir.
Antik çağlarda "Hellespontos" ve "Dardanelles" olarak anılan Çanakkale, Ege ve Marmara bölgesinde toprakları bulunan 671 km. kıyı şeridine sahip, tarih ve Coğrafyanın anlamlı bir şekilde buluştuğu kentimizdir.

Tarihimizde ve dünya harp tarihinde özel ve önemli bir yer tutan Çanakkale Savaşları' nin geçtiği Gelibolu Yarımadası, antik dünyanın batı Anadolu' daki önemli merkezleri Troia ve Assos, kentimizin vazgeçilmez tarih ve turizm değerlerindendir. Troia Savaşlarından Çanakkale Savaşlarına uzanan tarihi süreçten geriye kalan antik Kentler ve kutsal alanlar kent kimliğine "Barış" temasını eklemiştir. Çanakkale "Barış'" a ev sahipliği yapmıştır.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi M. Kemal ATATÜRK "Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analara seslenirken "Evlatlarınız bizim bağrımızdadır" sözüyle "Yurtta Barış Dünyada Barış" mesajını bu topraklardan dünyaya iletmiştir:
Çanakkale, doğası, insaninin misafirperverliği,.özgün yapıları. Antik kentleri, tarihi surları, şehitlikleri. sivil mimarlık örnekleri, mavi bayraklı temiz sahil ve plajları, büyüleyici adaları, kaplıcaları, ılıman iklimleri, çeşitli tarımsal ürünleri, yöresel yemekleri, taze ve çok çeşitli balıkları, el sanatları, folkloru ve sanatçıları ile ülkemizin Kültür ve turizm merkezlerinden biridir.

Her mevsim ayrı bir güzelliği sunan Çanakkale, içinden deniz geçen coğrafyasıyla topraklarının bereketiyle, tarihi ihtişamıyla, antik, doğal ve modern bir kenttir.

Abdülkadir ATALIK
                                                                                                           Çanakkale Valisi

 

 

Hem Asya ve hem de Avrupa'da olan bir il.
Türkiye'nin topraklarının büyük bölümü Asya kıtasında, bir bölümü de Avrupa kıtasında, illerinden sadece ikisi; İstanbul ve Çanakkale'nin toprakları hem Asya hem de Avrupa kıtasında yer alıyor. Çanakkale'yi aynı adlı boğaz ayırıyor. Çanakkale Boğazı Akdeniz - Ege Denizi ile Marmara-Karadeniz'i birbirine bağlıyor, iki büyük denizin suları alttan ve üstten farklı akıntılarla birbirine akıyor.
Çanakkale'nin iklimi de Akdeniz ve Karadeniz iklimleri arasında bir kavşak noktasında olmanın özelliklerini gösteriyor. Boğaz 65 km. [35 mil| uzunluğunda, genişliği bir km. ile 6 km. [0.754 mil) arasında değişiyor. Ortalama derinliği 100 metre (328 (t) civarında. Böylesine önemli bir coğrafya elbette çok eski çağlardan beri insanların ilgisini çekmişti.
Hem yerleşim hem de bir kıtadan ötekine geçmek için bir geçiş yolu olarak!

Bir turizm merkezi olarak Çanakkale insanlık tarihini aydınlatmada büyük önem taşıyan Troia (Troya] antik kenti ve Troia Savaşları ile Çanakkale Savaşları'nın geçtiği büyük bir tarih müzesi.
Tarihin çok eski çağlarındaki bir büyük doğu-batı savaşından (Troia) yakın zamanlardaki bir büyük doğu-batı savaşına (Çanakkale) bir büyük dram. Kazıların sürdüğü ve bir dönem Roma İmparatorluğu'na başkent yapılması düşünülen büyük Aleksandreia Troas ve daha birçok antik yerleşimi ile kültür turlarının kaçınılmaz durağı.
Bol balık veren temiz sahilleri ve Helenik mitoloji ile Türkmen efsanelerinin birbirine karıştığı; Zeus'un Troia Savaşları'nı izleyip müdahale ettiği Kazdağları (İda); Türkiye'nin en büyük adası Gökçeada (İmroz] ve turizm merkezi Bozcaada (Tenedos) ile bir deniz ve turizm merkezi. Üniversitesi, turizme hizmet veren nitelikli otelleri, Ege mutfak kültürünün özel lezzetleri ile günümüzde de günlük yaşamın kolay olduğu modern bir kent.

Dardanelles... Hellespontos...
Çanakkale'nin Antik Tarihi

Dardanelles ve Hellespontos Çanakkale'nin bilinen en eski adları. Dardanelles Troya'nın mitolojik atalarından Dardanos'tan türetilmiş. Antik Çağ'daki adı Hellespontos ise mitolojiye dayanıyor. Antik çağ yazarlarının çok işlediği "Altın Post" mitolojik öyküsünde Karadeniz'e, Kolkhis ülkesine altın postlu koça binip gitmek için boğazı geçerken koçtan düşen Helle'den geliyor ve anlamı Helle'nin Denizi.
iki kıta arasında bir geçiş noktası olmanın yanı sıra Doğu Roma, Bizans yani İstanbul'a deniz yoluyla ulaşmak; verimli Karadeniz'le ticaret yapmak için Akdeniz ülkelerinin; bir iç deniz olan ve açık denizlere ancak İstanbul ve Karadeniz boğazlarından geçerek ulaşılabilen Karadeniz ülkelerinin ilgisini çekti. Kimi zaman gemileri birbirine bağlayıp bir köprü kurarak, bazen de.

Mitolojiden bir aşk öyküsü
Çok eski zamanlarda Çanakkale Boğazı'na Hellespontos deniyordu. Boğazın Avrupa yakasındaki Sestos kentinde büyük bir Afrodit Tapınağı vardı ve tapınakta da çok güzel bir rahibe olan Hero! Sestos'taki bahar şenliğinde Abydos'lu yakışıklı Leandros getirdiği hediyeleri sunarken Hero'yu görünce yıldırım aşkına tutuldu. Hero bu aşkı reddetti ama Leandros'un aşkı öylesine büyüktü ki sonunda rahibenin de kalbine aşk ateşi düştü.
Denizin iki ayrı yakasında yaşıyorlardı ama aşk denizleri aşacak kadar büyüktür her zaman. Hero'nun fırtınalı ve zifiri karanlık bir gecede balıkçıların yollarını bulabilmesi için yaktığı ateşe doğru yüzmeye başladı ve kıyıya çıkmayı başardı, iki sevgili sarıldılar birbirlerine. Artık ateş her gece yanıyor ve delikanlı her gece boğazı yüzerek Hero'ya ulaşıyordu. Ama mevsim dönüyor; rüzgarların ve dalgaların egemenliği başlıyordu. Antik Çağ yazarı Heseidos (İ.Ö. VII.) y/da "işler ve Günler" diye bir kitap yazmıştı ve "Kış gelip de rüzgarlar her yönden esmeye başlayınca, suları şarap rengine dönmüş denize çıkacağına toprağı işle. Tekneyi kıyıya çek, etrafını taşla çevir (...) yelkenleri dikkatle dür, dümeni ocağın bir köşesine as ve deniz mevsiminin gelmesini bekle." diyordu. Ama aşk bekler mi hiç! Leandros bahara kadar gelmeyeceğine dair verdiği sözü unuttu ve sevgilisine doğru kulaç atmaya başladı. Fırtına ve dalgalarla boğuşuyordu. Hero'nun yaktığı ateş de fırtınadan sönünce yolunu kaybetti.
Hero gecenin karanlığında sahile indiğinde Leandros'un ölüsüyle karşılaştı. Acıya dayanamayıp intihar etti oracıkta, iki sevdalıyı boğazın kıyısında ayrılmamacasına bir mezara koydular ve denize çiçekler attılar.

Dubalardan köprü oluşturarak ordular kıtadan kıtaya geçtiler. Dardanos'la ilgili buluntular yok ama tarihinin Troya'dan önceye dayandığı düşünülüyor. Uzun yıllardır süren kazılarda ortaya çıkarılan I. Troya'nın kuruluşu I.Ö. 3000 yıllarına vardığına göre yörede bilinen yerleşimin 5 bin yılı aşan bir tarihi var.
I.Ö. 3000 yılında kurulan Troya 500 yıl sonra bir depremle yıkılmıştı, sonra defalarca yeniden kurulup yeniden yıkılacak Troya büyük bir uygarlık kurmuştu.
Bölge bir çok uygarlığa ev sahipliği yaptı, bir çok  uygarlık dönem dönem bölgeye egemen oldu. I.Ö. V. Y/de bütün Anadolu'da sel gibi yayılan Persler egemen oldular. I.Ö. 386'da Persler ile Spartalılar arasında yapılan "Kral Barışı" ile bölgede Pers egemenliği iyice pekişti. Pers Kralı Kserkes Yunanistan ve Makedonya'ya geçmek için boğazda dubalar ve gemilerle bir köprü kurdurdu. Abydos'dan Sestus'a ordusunu geçirdi. Pers egemenliği
Makedonya Kralı Büyük iskender'in I.Ö. 334'de Gronikas'da (Biga Çayı) Pers ordusunu yenmesiyle gerilemeye başladı. Bir süre Pers komutanları arasındaki iktidar kavgalarına tanık oldu. Bergama Krallığı egemenliği Galat istilanda kaldı. Roma ve Bizans dönemlerinde limanları ile önem kazandı. Osmanlı'nın bölgede ilk ele geçirdiği yer Gelibolu oldu. Sonra bölgede tamamen hakimiyet kurdu.

Çanakkale kent tarihi
Çanakkale kenti Osmanlı egemenliğine giren, Boğaz'ın kıyısına kurulmuş kentin çekirdeğini 1462 yılında Çimenlik Kalesi'nin etrafinda başlayan yerleşim oluşturuyor. Günümüzde de iyi durumda olan ve Askeri Deniz Müzesi ile birlikte görülebilen kalenin ve boğazın
savunulmasında görevli asker ve idareci sivil memur müslümanlar ilk olarak Fatih Camisi civarındaki CamH Kebir mahallesini kurdular. Aynı dönemde kalenin
yapımında çalışan Romanlar da Çay
Mahallesini oluşturdular. Bu iki mahallenin oluşumundan sonra yoğun olarak denizcilik ile uğraşan Rumlar çevreden kente geldiler Cami-i Kebir mahallesinin kuzey yönünde Rum mahallesi oluşturdular.
Ermeniler de Rumlarla aynı dönemde Zafer Meydanı kilise civarına yerleşerek kendi mahallelerini kurdular. Kentin çarşısı da bu
Kayserili Ahme! Paşa Caddesinin 1920' deki görünümü
durumda kalenin kuzeyinden doğu yönüne doğru yerleşti. Sarıçay kenarında küçük sanayi yer alırken zanaatkarlar da Ermeni mahallesinin güneyi ile Çay Mahallesinin doğusunu mekan tuttular.

Liman kenti olurken
Bir dönem Kalen Sultaniye olarak anılan kentin günümüzdeki adının kalenin çanağı andırmasından ya da yöredeki çanak-çömlek yapımcılığından geldiği düşünülüyor.

18. y/a kadar kent olma yolunda belirli bir gelişme gösteren Çanakkale, Boğazlarda ekonomik faaliyetin yoğunlaşması ile bir liman kenti olmaya ve zenginleşmeye başlar. Eski mahalleler büyürken ticari faaliyeti yürüten Yahudiler kentin doğu tarafına yerleşerek Musevi mahallesini kurarlar. Boğaz ticareti ve liman kenti olarak oynadığı rol kente ticari ataşelikler ve fahri konsoloslukların gelmesine neden olur, bu temsilciliklerin sayısı kısa zamanda yirmiyi bulur. Bunlar Kordon boyunca ticari ataşelikler mahallesini oluştururlar. 19. y/da Osmanlı'nın çöküş yaşaması Ege Adaları, Kırım ve Balkanlardaki müslümanların Anadolu anakarasına göçünü başlattı. Buraları güvensiz bulanların bir bölümü de Çanakkale'ye yerleşti. Tatar mahallesi o zamanlarda oluştu. Müslümanlar dışındaki kent halkı ise göçmek bir yana genişlemeyi sürdürdüler. Yeni bir Rum mahallesi kurdular.

Ve savaş!..
20. yy"ın başından itibaren başlayan savaş ortamı oldukça karmaşık bir göç dalgası yarattı. Elli yıllık bir döneme yayılan bu süreçte müslümanlar dışındaki halk kenti terketti. Balkanlar'dan ve Ege Adalan'ndan göçmenler geldi. Gelenler gidenlerin mahallelerine, evlerine yerleştikleri için kent dokusunda büyük bir değişim yaşanmadı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Ingiltere-Fransa-Rusya'ya karşı Almanya-Avusturya/Macaristan-ltalya üçlü ittifakı oluşmuştu. Osmanlı itilaf devletlerinin yanında yer almak istemiş ancak olumlu cevap alamamıştı. Osmanlı tarafından satın alındığı açıklanan iki Alman savaş gemisinin Karadeniz'e geçerek Rusya'yı bombalamaları üzerine Osmanlı fiilen savaşa katılmış oldu. Alman savaş gemilerinin peşinden gelen ingiliz ve Fransız savaş gemileri Çanakkale Boğazı'ndan geçmek ve Karadeniz'e çıkmak istiyordu. Osmanlı buna izin vermeyince Ingiliz-Fransız donanması Boğaz'ı kuşattı. (1915) Osmanlı Boğaz'ın iki yanına yerleştirdiği kuvvetlerle donanmanın geçmesine ve karaya çıkmasına izin vermedi. Her iki tarafın büyük kayıplar verdiği bu dramatik savaşın geçtiği yerler günümüzde tarihi Milli Park. Bu bölgeyi ilerleyen sayfalarımızda özel bir bölüm olarak göreceğiz.

Bir savaştan bir savaşa...'
Çanakkale stratejik Boğaz'ın kapısı konumunda olduğundan ve Çanakkale Savaşlan'nı doğrudan yaşadığından savaş sonrasında da, yeni bir savaş, yani istiklal Savaşı süresinde zor bir dönem geçirdi. Cumhuriyetle birlikte yaralarını sarmaya ve kendine yeniden çeki düzen vermeye çalışan kent bu kez Türkiye katılmasa da 2. Dünya Savaşı ile karşılaşıyordu. 2. Dünya Savaşı süresince de genç Türkiye Cumhuriyeti Çanakkale Boğazı'nda yoğun bir tahkimat yapmak durumunda kaldı. Savaş yılları bütün Türkiye gibi Çanakkale için de zor geçti.

Savaştan sonra
2. büyük savaş sonrasında 1949 yılında kent için ilk plan yapıldı. Cumhuriyet Meydanı düzenlendi ve kentin varolan yerleşim ve sanayi-ticaret alanlarının gelişme ve yapılanma şartları belirlendi. Kent 1950'lerin ikinci yarısında, 1970'li yılların ortalarında ve 1980'lerin ilk yarısında büyüme atakları yapar. Bu ataklarda planlar zorlanır ve kırılır.

Tarihin iki büyük Doğu-Batı Savası'nın izinde

İÖ 12 yüzyılda Troia Savaşları
Çanakkale Boğazı'nın güneyinde kurulan büyük bir uygarlıktı Troia. I.Ö. 8. y/da kaleme alındığı düşünülen Homeros'un lliada Destanı Yunanistan ve adalardan gelen istilacıların Troia'nın zenginliklerini ele geçirmek için kenti kuşatmasını ve Troialılarla onlara yardıma gelen Anadolulular arasında I.Ö. 12. y/da geçen amansız savaşı anlatıyor. Destanda istila için gelenlerin baş kahramanı Akhilleus Anadoluluların baş kahramanı Hektor'u öldürüyordu. Bilim çevreleri arasında süregelen farklı görüşler var. Kimileri Troia Savaşı diye bir şeyin olmadığını, Homeros'un mitolojik destanının gerçekle ilgisi olmadığı görüşünde. Kimileri daha da ileri gidiyor ve aslında Homeros diye bir şairin de gerçek olmadığını düşünüyorlar. Tartışma süredursun ortada bir gerçek var ki o da I.Ö. 3000 yılından buyana aynı yerde yıkılıp-yakılıp dokuz kez yeniden kurulan Troya kentinin varolduğu. "Amatör arkeolog" Schliemann'ın Troya'nın yerini Homeros'un llyada Destanı'ndanyola çıkarak bulduğu ve 1870 yılında kazmaya başladığı da bir başka gerçek.

Troia'dan Çanakkale'ye
Birçok tarihçinin, yazarın Troia savaşı ile Çanakkale Savaşı arasında bağ kurması düşsel bir romantizm mi? Yoksa ikisi arasında tarihsel bir bağ var mı? Elinizdeki rehber de bir tarih kitabı değil, bir "gezi rehberi". Büyük savlar ileri sürmek ve hele bunları kanıtlamak gibi bir görevi yok.
Bu kitabın asıl görevi Troia ve Çanakkale'yi görmeye gelen gezginlere yardımcı olmak, rehberlik etmeye çalışmak. Gerisi okurun takdiridir elbette.

19. yüzyılda Çanakkale Savaşları
Anadolu'nun verimli toprakları, Çanakkale ve istanbul Boğazlarının Karadeniz'e ve oradan büyük bir kıtaya açılan yol olması, dahası Roma, Bizans ve Osmanlı'ya başkentlik etmiş büyük istanbul'a ulaşmanın kapısı konumu Çanakkale'yi ve Boğaz'ı her zaman önemli kılıyordu.
Troia'ya yönelen fetih saldırısından 30 yüzyıldan fazla bir zaman geçtikten sonra 1. Dünya Savaşı'nda ingiltere -Fransa - Rusya'nın oluşturduğu "itilaf kuvvetleri" Çanakkale Boğazını geçmek, Osmanlı Devleti'ni yenmek ve müttefikleri Rusya'ya destek yolunu açmak için büyük bir donanma ile 3 Kasım 1914'de Çanakkale sahillerini bombardımana
tuttu. Uzun ve her ıkı tarafın büyük kayıplar verdiği acılı bir savaş yaşandı. Savaşta iki tarafın da yaklaşık 250 biner olmak üzere 500 bin asker canını yitirdi.

Troia'nın mitolojik öyküsünden
Troia Krali Priamos'un karısı Hekaba rüyasında karnından ateşlerin çıktığını ve dumanın kent surlarını kapladığını görür. Kahinlere danışırlar, kraliçe gebedir ve doğacak çocuk kente kötülükler getirecektir. Bebek doğunca Ida Dağı'na bırakılır kenti korumak için. Bebeği bir çoban bulur, onu büyütür, çocuğun adı Paris'tir.
Bu arada bir düğünde davet edilmediği için çok kızan kavga tanrıçası Eriş üzerinde "dünyanın en güzel kadınına" yazılı bir elmayı tanrıların arasına fırlatır. Elmanın kime verileceği konusunda tanrılar anlaşamazlar. Sonunda Atnena, Aphrodite ve Hera'nın
aday gösterilmesinde anlaşırlar. Zeus'a danışırlar, o da Paris'in hakemliğine başvurmalarını ister. Üç güzel kadın Ida Dağı'nda Paris'in karşısına çıkarlar. Athena bütün savaşlarda zafer, Hera tüm dünyanın krallığını, Aphrodit de dünyanın en güzel kadınını vaadeder. Paris elmayı Aphrodit'e verir.
Aphrodit'in vadettiği güzel kadın Sparta Kralı'nın karısı Helena'dır. Paris Helena'ya tutulur ve onu Troia'ya kaçırır. Mitolojide on yıl sürecek amansız Troia Savaşı'nın çıkış nedeni böyle anlatılır.
Akhalılar Yunanistan'daki ve Adalardaki devletlerden yardım alarak Troia'ya saldırırlar. Zaman zaman Zeus ve diğer tanrıların da
karışacağı uzun sürecek amansız bir savaş başlar. Akhalılar Troia'yı düşüremezler. Bir gün Akhalı kahraman Achilleus ile Troia kahramanı Hektor ölümüne düelloya girişirler.
Akhilleus kazanır kavgayı. Ama iş burada bitmez Ida'nın çobanı Paris de Achilleus'u öldürür.

Tahta At (Troia Atı) ve Troy filminin atı
Kenti savaşla fethedemeyeceklerini anlayan Akhalılar tanrılara da danışarak bir hile hazırlarlar. Tahta At Tahtadan bir at yapıp içine en yaman askerleri gizleyerek atı orada bırakıp gemilerine binip denize açılırlar. Oysa gemiler biraz açıktaki Bozcaada'nın oralarda gizlenmişlerdir gece karanlığında. Troialılar savaş ganimeti olarak tahta atı surların içine alırlar.
Ve zafer eğlenceleri başlar. Savaşın yorgunluğu ve kutlamalarda su gibi içilen şarabın etkisiyle herkes uykuya dalınca Tahta At'ın içindeki askerler sessizce kentin kapılarını açarlar. Gece karanlığında geri dönen donanma kente girip büyük bir katliama girişir. Öldürülmeyen kadınlar da tutsak alınır. Akhalılar güçle alamadıkları kenti hileyle almışlardır.

Temsili tahta at Troia ören yeri girişinde, Troy filminin tahta atı şehir merkezinde
Yöreden bir marangoz arkeologlardan öğrendiklerine göre temsili bir tahta at yaptı ve at ören yeri girişinde, içine de girilebilen ata 2004'de bir rakip geldi.
Troy filminde Troia Atı'nı temsilen yapılan at Çanakkale'ye getirildi ve kent merkezinde Morabbin Parkı'nda ziyarete açıldı. Bir yıl sonra Boğaz'dan da görülebilecek şekilde 18 Mart Tepesi'ne taşınması ve bu alanın Troia Parkı olarak düzenlenmesi düşünülüyor.

Anadolu Troia kültürü
Prof. Manfred Korfmann Troia IV ve V dönemlerini "Anadolu Troia Kültürü" olarak adlandırıyor. Beş yüz yıl kadar süren bu dönem hakkında çok az şey biliniyor. Bir sonraki Troia üzerine kurulurken eskisi büyük ölçüde yok oldu. Troia bundan sonra en parlak dönemini yaşadı. Troia VI-VII döneminde günümüzde bile hayranlık uyandıran kaleyi yapan bu yeni yerleşimcilerin nereden geldiği hakkında bilgi yok. Dilleri Hellence değildi, batıdan deniz yoluyla gelmemişlerdi. Dilleri Luvi diliydi.
Limanın konumu dolayısı ile bir çok ticaret gemisinin uğradığı anlaşılıyor. Ortaya çıkarılan bir mezarlık "uluslararası denizci mezarlığı" özelliği gösteriyor ve bu tezi destekliyor. Buluntular bir çok farklı yerden gelen insan olduğunu gösteriyor.
1700 sularındaki on yıllarda beş yüz yıllık geleceği belirleyecek önemli değişimler ya şandı. Zaten bu süreçte yasaları ile bilinen Hammurabi Babil Kralıydı. Anitta küçük krallıkları birleştirerek Hititlileri büyük bir krallık yapmıştı. Bugünkü Yunanistan'da Miken kültürü gelişiyor ve Girit'te Minosluların parlak dönemi başlıyordu. Mi-
noslular Anadolu'nun batısında lasos, Milet, Knidos gibi kentler kuruyorlardı.
Deniz ticareti gelişiyordu. Troialıların pek parlak denizciler olduğu düşünülmüyor. Ama liman, kılavuzluk, alışveriş merkezi, pazar hizmeti verip iyi de kazandıkları anlaşılıyor.
Zengin ve canlı kentlerin istilacı ve yağmacıların iştahını kabartacağı açık. Troia VI (1700-1300) daha yüksek ve daha kalın üç kale duvarı yapıldı. Bu duvar çökünce çok daha sağlamı yapıldı. Sonunda eğimi artırılmış ve beş metreyi bulan kalınlıkta duvarlar yapıldı. Bu duvarlar sadece düşmana değil depreme karşı da dayanıklıydı.

Troia Savaşı sahiden oldu mu?
Schliemann Troia kentini Homeros'un lliada Destanı'nından yola çıkarak bulmuştu. Ama böyle bir savaşın olup olmadığı, dahası Homeros diye birinin olup olmadığı da hep tartışıla geldi. Kimi uzmanlara göre Troia Savaşı şair Homeros'un hayal ürünüydü. Hatta Troia diye bir kent de yoktu aslında. Homeros savaşın öyküsünü 450 yıl sonra anlatıyordu. Savaşa tanrılar, tanrıçalar da sık sık karışıyordu. Zeus, Hera, Athena, Apollon da savaşa karışmış mıydı? 2004 Yılının 15-16
Şubat'ında Tübingen Üniversitesi'nde bini aşkın heyecanlı bir dinleyici kitlesi önünde bir bilimsel sempozyum düzenlendi. "Son tunç çağında Troia'nın önemi" adlı bu sempozyumda taraflar yeniden tartıştılar. Bu tartışma yeni değil, Homeros'un destanını yazmasından beri tartışılıyor. O zamanlar olup olmadığı değil, ne zaman olduğu tartışmanın eksenini oluşturuyordu. Günümüzde hakim görüş Troia için bir değil bir çok savaş olduğu, ilk savaşın en geç Troiya II döneminde geçtiği ve dahası son savaşın 1915-1916 yıllarındaki Gelibolu Savaşı olduğu şeklinde. Çanakkale Boğazı'nı, yani Marmara ve Karadeniz'e açılan suyolunu ele
geçirmeye yönelik savaşın eski Troia'nın bulunduğu toprakları da kapsaması kimi tarihçileri böyle düşünmeye yöneltiyor.
Homeros bir şairdi, bir destan anlatıcısı. Bir tarih yazarı değil, bir edebiyatçı. Elbette ki tanrıları, tanrıçaları savaşa katacaktı. Muhtemelen Troia için yapılan çok sayıda savaşı bir tek savaş haline getirerek destansı bir havada anlattı. Dört buçuk yüzyıldır anlatıla gelen bir çok öyküyü birleştirdi.
Tanrılar, tanrıçalar ne oluyor peki, diyenlere Fatih Sultan'ın istanbul'u alışında da sonraki bir çok savaşta ve Çanakkale'de de halk arasında yayılan evliyalar, erenler, uçan seccadeleri
ile Halic'i geçen dervişler gibi mitlerin her zaman kahramanlık hikayelerine karışabildiğini hatırlatmak yeterlidir sanırız. Ama Troia'da kazılar ilerleyip yeni bulgulara ulaştıkça Homeros'un anlattığı görkemli saraylar, tapınaklar, geniş caddeler, kapılar, savunma düzenekleri ile hendekler ve daha bir çok şeyin Homeros'un lliada'sında anlatılanla benzerliği ortaya çıktı. Arkeoloji ve tarih bilimleri Homeros'u giderek daha çok doğruluyor...
"TROİA" Sinemalarda
Homeros'un 2700 yıllık ölümsüz destanı llyada'dan esinle¬nerek çekilen ve 2004 yılında vizyona giren Troy filmi eski Yunan' da efsaneleşen bir aşkın, koca bir medeniyetin çö¬küşüne sebep olduğu Truva Şavaşı'nı konu alıyor. "Savaşın insanın içindeki en kötüyü ve en iyiyi ortaya çı¬kardığına dair eski bir deyiş vardır" diyen yapımcı/yönet¬men Wolfgang Petersen, "Ama savaş, içinde yer alan her¬kes için bir felakettir. Filmimiz daha önce hiç gösterilme¬miş bir şekilde on binlerce as¬keri savaşırken gösterse de, hikayemizin odak noktası, Homeros'un kaydettiği zafer ve yenilgilerin, zamandan bağımsız insani yönü" diyor. Filmin kahramanları ve oyuncuları şöyle: Troya Prensi Paris - ORtANDO BLOOM
Isparta Kraliçesi Helen - DIANE KRUGER Agamemnon - BRIAN COX Priamos-PETEROTOOLE Achilles- BRAD PITT
140 milyon dolarlık bir bütçeyle beyazperdeye aktarılan Troia'nın senaryosunu David Beniof, kostüm tasarımını Bob Ringwood, müziklerini ise James Horner hazırlamış. Gösterime girdiği her yerde büyük ilgi uyandıran Troya filminin çekimlerinde kullanılan tahta at Eylül 2004'den itibaren Çanakkale'nin merkezinde Morabbin Parkı'nda sergilenmektedir.

Çanakkale Savaşları
Yakın tarihin en büyük savaşlarından biri olan Çanakkale Savaşları, l. Dünya Savaşı'nda ingiltere - Fransa -Rusya'nın oluşturduğu "itilaf" Çanakkale Boğazı'nı geçmek, Osmanlı Devleti'ni yenmek ve müttefikleri Rusya'ya destek yolunu açmak için büyük bir donanma ile 3 Kasım 1914'de Çanakkale sahillerini bombardımana tutmasıyla başladı. Boğaz geçilemeyince bu defa, ingiliz ve Fransız güçleri 25 nisan 1915 sabahı Gelibolu yarımadası'na çıkarma kararı aldılar, ilk çıkarma Arıburun'aydı ve çıkanlar 1500 kişilik bir kuvvetti.
Burada sadece birkaç takım Türk askeri vardı. Hepsi şehit oldu. itilaf donanması 2500 asker daha karaya çıkardı. 25 nisan günü çıkarma çok hızla yapıldı. 261 rakımlı tepeye kadar ulaşan yabancı kuvvetlere karşı Mustafa Kemal buraya 57. Alay'ı yönlendirdi. Çıkartma başarıya ulaşamadı bu kez de.
ingiliz Generali Hamilton bu noktada tutulması için siperler kazılmasını istedi. Seyyar hastane kuruldu. Çatışmalar bütün alana yayıldı. Stratejik noktalar bir günde birkaç kez el değişti rebiliyordu. Milyonlarca mermi yakıldı. Süngü savaşları yaşandı.
Sonuç değişmiyor işgal gerçekleşmiyordu. Bunun üzerine
ingiltere'de başbakan Churcill ve Amiral Fisher istifa ettiler.
Bu cephedeki savaş 25 Nisan 1915'de başlayıp 20Aralık'da sona erdi. ingilizler 1745'i subay olmak üzere 205.000 kayıp verdiler. Fransızların kaybı 47.000 kadardı. Türk Ordusu'nun ise 57.000 şehit, 100.000 yaralı, 10.000 kayıp, kalanı da hastalık veya yaralanma sonucu ölüm olmak üzere 252.000 civarında kaybı vardı. Arıburun'da ingiliz Mezarlığı yapıldı sonradan.

Ve savaşın sonu
Toplam 8 ay 14 gün süren savaşlarda toplam yarım milyon can gitti. Yaralıların sayısı ise tam olarak hiçbir zaman bilinemedi. Çok sayıda kayıp askerden bir daha haber alınamadı.
Ölenlerin ve kaybolanların yakınları büyük acılar yaşadılar. Her savaş gibi bu savaş da geride büyük bir acı bırakmıştı. Anayurtlarından çok uzaklara, haritada yerini bilmedikleri bir coğrafyaya, hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadıkları bir milletle savaşmak için gelip bu topraklara gömülenler için Çanakkale'de savaşan ve sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Atatürk savaştan 19 yıl sonra, 1934'de şöyle seslendi Türkiye'yi işgal için gönderilip can vererek mezarı bu topraklarda kalanlara:
"Bu memleketin topraklan üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın
topraklarındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetlerle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız  olmuşlardır."
Mustafa Kemal Atatürk

İskelenin iki yanında ve Kordon'da
Bütün deniz kentleri gibi kentin yerleşimini belirleyen deniz ve vapur iskelesidir.
Arabalı vapur iskelesinin her iki yanında uzanan Kordon lokantaların, barların, kafelerin ve dinlenmek ya da Boğaz'ı seyretmek için bankların sıralandığı gezi ve eğlence alanı olarak düzenlenmiş. Kordon ve iskele çevresi gece gündüz hareketlidir. Kordondaki lokantaların büyük bölümü deniz ürünü ağırlıklıdır. Her mevsim taze balık bulunur lokantalarda.

Saat Kulesi
İskelenin karşı tarafında kentin simgelerinden olan tarihi Saat Kulesi var.  1897 Yılında italyan tüccar ve konsolosu Emili Vitali tarafından yaptırıldı. Ayvalık taşından yapılmış olan kulenin dört cephesinde de saat var. Kare planlı yapı yukarıya doğru incelerek yükseliyor. En üstte çokgen gövdeli çan köşkü bulunuyor. Altındaki çeşme 1889'da varlıklı Yahudi Halyo tarafindan yaptırılmış.

Demircioğlu Caddesi ve Fetvahane Sokak,Yalı Camisi gibi yer ve mekanlarda dolasılabilir. Eski mahalleler kısmen korunabilmiş evleri ve sokakları ile ferahlık verici ama yorulunca Saat Kulesi'ne çıkan sokağın üzerindeki Yalı Han'da mola verilebilir. Handa kitapçı ve çeşitli dükkanlar yanında bir kahve var ve hava uygunsunsa bahçesinde oturmak da keyifli.
Çanakkale'deki bir çok kültürel etkinlik de burada yapılıyor.

Askeri Müze ve Çimenlik Kalesi
Askeri Müze olarak düzenlenen Çimenlik Kalesi Fatih Sultan Mehmet'in Boğaz'ı kontrol için 1462 yılında yaptırdığı bir kale. Boğaz Hisarı, Kalan Sultaniye adları ile de anılmış.
Kalede Çanakkale Savaşı sırasında aldığı top gülleleri ve mermi oyuklarının izleri de görülüyor. Kalenin içindeki iki katlı küçük cami Fatih camisi, kaleyle aynı yıl yapılmış.
Kalenin bir bölümü Askeri Müze olarak düzenlenmiş. Osmanlı dönemi silah ve askeri malzemeleri ile l. Dünya Savaşı araç-gereçlerinin sergilendiği Müze'de yaptığı haritalarla denizcilik tarihinde yer alan Piri Reis'in kitap ve haritaları da sergileniyor. Çanakkale Savaşlan'nda önemli görevler başarmış olan Nusrat Mayın Gemisi'nin gerçek boyutlarda inşa edilmiş örneği de müzede bulunuyor. Geminin aslı hurdaya çıkarılmışken sahip çıkan Mersin'in Tarsus ilçesinin girişinde anıt olarak duruyor.
Eski Çanakkale
Saat kulesinin iki yanından giren iki sokak kentin eski mahallelerine çıkıyor. Daracık sokakların çevresindeki eski konutların çoğu dükkan veya kafe olarak değerlendiriliyor. Çarşıda küçük hanlar da bulunuyor.
Bir zamanlar Aynalı Çarşısı da bu bölgedeydi. Ünlü Çanakkale türküsünde adı geçen Aynalı Çarşı 1889 yılında Abdülhamit döneminde llia Halyo tarafından yaptırılmış.
İstanbul'un ünlü Mısır Çarşısı'nın küçük bir örneğiymiş Aynalı Çarşı. Kimi anlatımlara göre Çanakkale Savaşları sırasında ingiliz zırhlısı Oueen Elizabeth'in Çanakkale çevresindeki topçu bataryalarına ateşi sırasında yıkılmış.

Tarihi Çanakkale'nin yeni konuğu: Troia (Troy) filminin Tahta Atı
Son yılların en çok seyirci toplayan filmlerinden birisi olan Troya filminde; Troya Savaşları'nda kenti ele geçirmek için kullanılan Tahta At önemli dekorlardan birisiydi. Şimdi filmdeki bu at Çanakkale'de Morrabin* Parkı'nda sergileniyor. Bir yıl sonra Çanakkale Boğazı'ndan da görülebilecek şekilde 18 Mart Tepesi'ne taşınması düşünülüyor.

MORRABIN (Kingston)
6 Nisan 1990 tarihinde o zamanki Belediye Başkanı Dr Hasan Suda ve Morrabin Belediye Başkanı Dr. Keith M.Duckmanton tarafından şahitler huzurunda imzalanan kardeşlik belgesiyle Morrabin ve Çanakkale arasında kardeş kent ilişkisi kurulmuş ve Morrabin Parkı bu anlaşma anısına Çanakkale'de yapılmış. Doksanlı yılların ortalarında Morrabinlilerin ve çevre kentlilerin isteği üzerine bu kentlerle birleşerek Kingston olarak adı değiştirilmiştir.

Çanakkale Müzesi
İlk kez 1911 yılında Use binasında müze deposu olarak kurulan Arkeoloji Müzesi bir süre eski bir kilisede faaliyet gösterdikten sonra 1984'de Atatürk Caddesi'ndeki bugünkü binasına taşındı. Bahçesinde kabartmalar, mezar taşları, heykeller, yazıtlar bulunuyor. Beş salonu bulunan müzede l. salon antik yerleşimler buluntuları, Çanakkale yerli üretimi seramikler ve bazı Osmanlı eserleriyle Troas, Mysia, Kyzikos kazılarında bulunan Hellenistik ve Roma eserlerine; 2. salon tamamen Troya (Troia) buluntularına; 3. salon Can ve Yenice tümülüsleri ile Bozcaada nekropol (mezarlık) buluntularına; 4.

Çanakkale yakın çevresi

Dardanos Tümülüsü
Buluntuları Arkeoloji Müzesi'nde olan tümülüs İzmir yolu üzerinde Üniversite'ye ait alanın yanında bulunuyor. Ancak amatör gezginler için görülebilecek pek bir şey yok. Önemi Çanakkale'nin en eski yerleşiminin izlerini barındırmasından geliyor. Çanakkale'ye verilen eski isimlerden biri olan Dardanos burada kurulmuş ancak tümülüsten başka iz bulunamamış olan kentten geliyor. Dardanos dünyada bilinen en eski Tümülüslerdendir.

Kaleler, Tabyalar, Şehitlikler
Kalelerinin çokluğuyla bilinen Çanakkale'nin Anadolu yakasında kurulmuş kaleler de Avrupa yakasındakiler gibi hep Boğaz'ın güvenliğini sağlamak üzere yapılmışlar. Gelibolu Yarımadası ayrı bir başlıkta ele alınıyor. Ancak Çanakkale Savaşları'nın Anadolu yakasında kalan tabya ve şehitliklerinin bu bölümde gezilip görülmesi coğrafi bir kolaylık sağlayacaktır.

Nara Kalesi
Boğazın Anadolu yakasında, Çanakkale'ye 5 km. uzaklıktaki Nara Kalesi (Avrupa yakasında, Eceabat'a 5 km. uzaklıktaki Bigalı Kalesi ile birlikte] 1807 yılında ingiliz Donanmasının Boğazdan geçerek, istanbul'u tehdit etmesi üzerine III. Selim zamanında yapılmaya başlanmış, ancak II. Mahmut devrinde tamamlanabilmiş. Nara Kalesi eski Abydos şehrinin eteğinde, Bigalı Kalesi de Sestos şehri yakınında kurulmuştur. Nara Kalesi, cephane deposu, dış duvar ve gözetleme kulesi gibi kısımlardan oluşuyor, iç kale 9 m. yarıçapında dairesel bir bina, duvar kalınlığı 2 m. yüksekliği 9.5 metre. 26 merdivenle çıkılan terastaki 20 mazgal denize hakim olacak şekilde yapılmış. Kalenin içi 5 m. yarıçapındaki yarım kubbelerin meydana getirdiği bir alandır. Kale askeri alanda kaldığından halk tarafından ziyaret edilememektedir.

Hasan Mevsuf Şehitliği
Çanakkale Deniz Savaşları sırasında büyük cesaret gösteren ve şehit olan Dardanos bataryası Komutanı Üsteğmen Hasan ve Teğmen Mevsuf'un anısına yapılmış şehitliğe bu iki genç subayın adları ortak verilerek, Hasan Mevsuf şehitliği denilmiş. Kent merkezine 12 km. uzaklıktadır. 1990 yılında restorasyon ve çevre düzenlemesi yapıldı. Bunun dışında Anadolu yakasında Hastanebayırı ve Kumkale şehitlikleri bulunuyor.

Kepez ve Kepezaltı
Çanakkale'nin izmir çıkışı, Kepez mevkii olarak tanımlanıyor. Kepez, Çanakkale Boğazını gören iyi bir seyir noktası. Kepezaltı Mevkii Çanakkale Boğazı kıyısında ve
Çanakkale'nin sayfiyesi. Yaz kış oturulan villalar ve siteler tüm sahil boyunca sıralanıyor. Çanakkale'nin tek 5 yıldızlı oteli de burada.

Güzelyalı sahili
Çanakkale tarihi zenginliğinin yanında Boğaz'ın temiz sularında bir tatil merkezidir aynı zamanda. Kent içinde kültür turları ve anma günleri ile Tarihi Milli Parkı gezmeye gelenlere hizmet veren dört yıldızlıdan başlayarak çeşitli niteliklerde çok sayıda otel bulunuyor.
Kent merkezine on dakika uzaklıktaki (12 km.| Güzelyalı ise deniz turizmine hizmet veren tesislerin ve uzun, kumsallı plajın yer aldığı yöre. Kent merkezinden yaz boyunca sık olarak dolmuş seferlerinin yapıldığı Güzelyalı hemen her zaman esen rüzgarı ile yaz sıcaklarında bunaltmayan bir havaya sahip. Bu rüzgar sörf için de çok uygun.

Piknik alanları
Çanakkale çevresinde çok sayıda piknik alanı da bulunur. Balaban Çeşmesi oğlak ve kuzu çevirmesi yanında bir de tarihi özellik taşıyor. Atatürk 1934'de burada Şah Pehlevi ile kahce içmiş. Çanakkale - Çan yolunun 38. km'sindeki kır lokantasında, alkollü içki de veriliyor. Yanındaki çeşmeye de Gazi Çeşmesi deniliyor. Mayıs başından eylül sonuna kadar gidilebilir ve iyi bir yemek yenebilir. Çanakkale'de mola vermeyip de geçiyorsanız izmir yolunun 15. km'sindeki Intepe Kır Gazinosu'nda bir mola verin. Troya'dan Çanakkale Savaşlarına uzanan tarihi, boğazın mavi-yeşil suları eşliğinde düşünün. Yolun 5. kmsinde Kepez, 17. kmsinde Erenköy çamlıklarında da mola verebilirsiniz. Çanakkale bir tarih kentidir
demiştik. Bu tarihin iki büyük noktası Homeros'un lliada Destanı'nda anlatılan Troya Savaşları ile Çanakkale Savaşları'dır. Türkiye ikinci büyük savaşın yaşandığı alanı Tarihi Milli Park olarak düzenledi ve savaşın acı anılarını dünya barışına katkıda bulunacak şekilde sunuyor.

SU SPORLARI
Çanakkale Boğazı sürekli ve düzenli rüzgar alıyor. Bu nedenle boğazın her yeri ama özellikle Güzelyalı sahil kesimi windsurf tutkunları için uygun. Bozcaada da, temiz ve sığ deniziyle windsurfcüler için uygun seçenek sunuyor.

Dalma
Çanakkale Boğazı, Saroz Körfezi, Bozcaada ve Gökçeada, dalgıçların ilgisini çekecek birçok batık barındırmaktadır. Çanakkale Boğazı'nın çıkışındaki Kaptan Franko, Saroz Körfezi'nde Kemikli' Burnu'nun açığında 30 metrede yatan Lundy dalınabilecek batıklardır. Gökçeada'nın Kuzu Limanında I.Dünya Savaşından kalma batık kalıntıları vardır. Kuzu limanı çevresi Sualtı Milli Parkı ilan edilmiştir ve dalgıçlar için zengin alternatif sunar. Mermer Feneri ile Anadolu yakası arasında kalan bölgede devasa çapalar ve gemi kalıntılarına rastlanmaktadır. Eşek Adası civarında Orfoz ve Karayer adaları da her türlü canlının
görülebileceği dalış noktasıdır. Bozcaada Mermer Burnu,Tuz Burnu'nun güney sahilleri serbest dalış için uygundur.

El sanatları ve alışveriş Toprak işçiliği
Son yıllarda Çanakkale'de el sanatları, toprak işçiliği vazo, saksı, kavanoz, testi, küllük, fincan, tuzluk vb. yapımıyla sürmektedir. Bunlar hediyelik eşya olarak pazarlanmaktadır.
Truva Atı'nı simgeleyen ve seramikten yapılmış el sanatı hediyelik eşyalar Çanakkale iskelesinde bulunan dükkanlarda ve ören yerleri girişindeki alışveriş noktalarında satılmakta.

Halı-kilim
Ezine, Bayramiç ve Ayvacık köylerinde yörükler arasında dokumacılık yaygındır. Anadolu'ya özgü motiflerin kullanıldığı halılar % 100 yünden yapılmaktadır. Halılarda kullanılan temel renkler kırmızı, sarı, yeşil ve mavidir. Kırmızı ve mavi renkler büyük desenlerde ve zeminde, yeşil ve sarı kenarlarda veya desen kenarında kullanılır. Genellikle hazırlanan ürünler seccade büyüklüğünde ve desenlidir. Bu yörede kurulan kooperatif çalışmalarıyla halıların kalitesinin korunmasına önem verilmektedir.

Diğer dokuma ürünler
Bayramiç ve Biga köylerinde aba, çamaşırlık pamuklu, Eceabat köylerinde yerli pamuktan makrome ve şalvar dokunur.Yörede çare, çorap, kese işçiliği de yaygındır.

Çanakkale seramikleri
Çanakkale'nin adının kaynağı konusundaki görüşlerden biri de çok eski çağlardan beri yörede seramik çanak-çömlek yapımından geldiği yolunda. 17. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Çanakkale'de üretilen, iznik ve Kütahya çinilerinden çok farklı özelliklere sahip bir seramik türü. Müzelerin ve koleksiyoncuların son yıllarda Çanakkale seramiklerine ilgisi de artıyor. Bu seramiklerde iri gözenekli kırmızı, ender olarak da bej renkli bir hamur kullanılmış. 17. yüzyıl sonu - 18. yüzyıla ait erken örneklerde daha çok, büyük çukur çanak, tabak ve küplerin yapıldığı görülüyor. Desenler yeşilimsi renksiz veya bej renkli şeffaf bir sır altına boyanmış. Sır altındaki boyama renkleri en çok morumsu koyu kahverengi, turuncu, sarı, lacivert ve beyaz.
19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başlarına ait Çanakkale seramiklerinin kalitesinde düşüş görülüyor. Çanakkale seramiklerinin Türkiye'de iyi bir koleksiyonu Suna-İnan Kıraç'ın Antalya/Kaleiçi'ndeki müzesinde görülebiliyor.

Gelibolu Tarihi Milli Parkı
Milli Park olan Gelibolu 33 bin hektarlık bir alanı kapsamaktadır. Savaşın anıları ve izleri ile dolu alan Türkiye'nin yakın tarihi için çok önemlidir. Çanakkale'den vapurla veya dolmuş motorları ile [Motorlar otomobil de alıyorlar) Kilitbahir'e kolayca ulaşım sağlanıyor. Gelibolu Yarımadası boyunca Türk şehitleri ve yabancı askerlerin anısına yapılmış başka anıtlar ve Avustralya (Anzak), ingiliz ve Yeni Zelanda mezarlıkları da bulunuyor. Burada savaşan ve çok sayıda can yitiren Anzak askerlerinin çocukları ve torunları her yıl Anzak Günü ilan edilen 25 Nisan'da ortak acımızı paylaşmak için ziyarete geliyorlar. Bir büyük savaş birbirine çok uzak iki halk; Türkler ve Anzaklar arasında sağlam bir dostluk kurulmasına neden oldu.
Milli Park'ı Nasıl Gezmeli?
Tarihi Milli Parkı kendi başına gezmek Parkta çok sayıda anıt var. (üstte) Kilitbahir Kalesi (altta)
isteyenlerin alandaki herşeyi görebilmeleri oldukça zor. Gezinin en iyi yolu Çanakkale'de seyahat acentalarının düzenlediği turlara katılmak ve profesyonel rehber eşliğinde gezmek. Gene de kendi başına gezmek isteyenler öncelikle Kabatepe'deki Çanakkale Savaşları Tanıtma Merkezi ve Müzesi ya da Eceabat yakınındaki Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Tanıtma Merkezi ziyareti ile başlamalılar. Her iki merkezden de hem bilgi hem de doküman almak mümkün.
Yanınıza yiyecek bir şeyler ve su almanızda yarar var. Özellikle çocuklu aileler bu uyarımıza dikkat etmeli.

Eceabat'tan başlıyor
Kilitbahir, Çanakkale'nin tam karşısında ve boğazın en dar yerinde. Fatih Sultan Mehmet Bizans'ı kuşatma hazırlıkları sırasında buraya bir kale inşa ettirmiş. Amaç, Bizans'a yardım için gelebilecek Latin donanmasını engellemek. Marmara Denizinin kilidi sayıldığı için de Kilitbahir (Deniz kilidi) Kalesi denmiş. 1915'te Çanakkale Savaşları sırasında da önemli bir savunma noktası oldu kale. Yonca yaprağı şeklindeki kale ziyarete açık.

 
Milli Park Tanıtma ve Danışma Merkezleri

Kabatepe Tanıtma Merkezi
Milli Park'ın Kabateşe mevkiinde bulunan merkez, içinde bir müze barındırıyor. Müze'de, savaş alanından buluntular, savaş malzemeleri, silah ve cephaneler, savaşanların özel eşyaları, mektupları, belgesel fotoğraf ve dokümanlar yer alıyor. Milli Park gezisine Kabatepe Tanıtma Merkezi ziyaretiyle başlamak, alanda yapılacak geziye ayrı bir değer katacaktır. Alanda görülen işaret, anıt ve buluntular bilincinizde yerli yerine oturacaktır.

Çamburnu Milli Park ve Ziyaretçi Merkezi
Aynı öneri Çambumu Milli Park Ziyaretçi merkezi için de yapılabilir. Eceabat ilçe merkezinin 1 km güneyindeki Ziyaretçi Merkezi, Milli Park ve Çanakkale Savaşları hakkında bilgi alınabilecek en kapsamlı merkez niteliğinde. Savaş alanından buluntular, fotoğraf, harita
ve savaş malzemelerinin sergilendiği küçük bir müze de var burada, bir de bilgilendirme için konferans salonu var. Salonda bilgi verilirken dia ve filmlerden de yararlanılıyor. Gezilecek yerlerle ilgili broşür ve bilgi alınıp yola çıkılır.

İlk durak Tanıtma Merkezi
Eceabat ilçesinin güney kıyısını izleyerek 500 metre sonra Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Tanıtma Merkezi'nden başlamakta yarar var. Yol üzerinde solda isimsiz Yüzbaşı Şehitliği ve Tanıtma Merkezi yakınındaki 1807 yapımı Çamburnu Kalesi'ni görmüş oluruz.
Günümüzde kafeterya ve plaj tesisleriyle hizmet veriyor.

Balkan Harbi Şehitliği
Tanıtma Merkezi'nin güneyinde yakındaki tepe Çamburnu. Buraya çıkan asfaltın sağında 2,5 metrelik bir anıt var. "Balkan ve Çanakkale Savaşları'nda şehit düşenler için 1962'de yapılmış. Boğaz buradan güzel görünür. Kilid-ül Bahir (Deniz Kilidi] (Günümüzde Kilitbahir olarak söyleniyor.) Çamburnu'ndan güneye ilerlemeli. Sağ tarafta isimsiz Topçu Yüzbaşı şehitliği var. Değirmenburnu denilen yöre savaş döneminde hastane olarak kullanılmış. Biraz ilerleyince 3. Tabur giriş kapısı önünde Yüzbaşı Tahir Bey'in mezarı; askeri birliğin üst tarafındaki yamaca tüm boğazdan görülen Mehmetçik Silueti çizilmiş. Siluetin yüksekliği 55m. Kilitbahir Köyü'nde daha önce sözettiğimiz çok iyi durumdaki kale gezilebilir. Kilitbahir kalesinin güneyindeki Namazgah Tabyaları daha eski dönemlerde yapılmış ama Çanakkale Savaşları'nda da kullanılmış. Tabyaların önünde Zargana Plajı günübirlik kullanıma uygun.

Seyit Onbaşı ve Rumeli Mecidiye Tabyası
Hamidiye Tabyaları'nın bitiminde solda Seyit Onbası'nın anıtı var. Sağ taraftaki tepe ise Mecidiye Tabyası. Tabya komutanı Yüzbaşı Hilmi Beyin komutasındaki bu stratejik nokta 18 Mart günü yoğun saldırıya hedef oluyor. Bataryadaki topların çoğu parçalanıyor, askerin çoğu şehit oluyor. Ancak Seyyit Onbaşı 276 kiloluk mermiyi tek başına sırtlanır ve merdivenlerden çıkararak hasarsız toplardan birine yerleştirerek topu ateşler. Bu mermi Fransız zırhlısı Ocean'a isabet eder ve zırhlı batar. Fransız filo komutanı çekilme emri verir. Bu kritik atışla ilgili bir söylencede merminin bacadan geminin içine düştüğü anlatılıyor. Seyyit Onbaşı savaştan sağ çıktı ve memleketi Havran'a dönebildi.

Havuzlar Mesire Alanı
Seyyit Onbaşı heykelinden sahil yolunu izleyerek 1.5 km. kadar ilerlendiğinde tarihi çınarlarla kaplı Havuzlar Mevkisi'ne varılır. Antik Çağda burada Arrhiarel kentinin varlığı biliniyor ama kazı yapılmamış durumda. Çınarlar arasında tarihi çeşme Şeker Pınarı ve havuzların Boğaz'dan geçen gemilerin su ihtiyacını karşılamak üzere kurulmuş olduğu düşünülüyor.

Havuzlar Şehitliği
Mesire yerinin sol tarafından deniz kıyısında 196l'deyapılan şehitlik 21 Haziran 1915'de Kerevizdere'de şehit olan 2 subay ve 8 erin anısına yapılmış. Kerevizdere'deki çarpışmalarda altıbine yakın şehit olduğu bilindiğine göre bu şehitlik "temsili" sayılabilir. Aynı yerde 2500 Fransız askeri de canını yitirmişti.

Soğanlıdere Bataryası ve Yzb. Şemsettin Çamoğlu anıtı
Kıyı boyunca ilerlenince 2 km. kadar sonra yol sağa dönüp denizden uzaklaşıyor. Burada Soğanlıdere akıyor. Hava bombardımanında şehit olan bir onbaşı ve sekiz er adına yapılmış.
Alcıtepe (Kirte) Soğanlıdere'den Behramlı Köyü'ne ulaşılıyor. Sola sapan yol 2 km kadar sonra Alcıtepe Köyü'ne çıkıyor. Sol taraftaki askeri birliğin bahçesinde Alcıtepe Garnizon Anıtı var. Onbin kadar askerin kemiklerinin köylüler tarafından toplanıp buraya getirildiği söylenegelir. Onların anısına mermer bir anıt yapılmış.
Alçıtepe'nin eski adı Kirte (Kiıthea). 25 Nisan 1915'de yapılan çıkartma harekatının hedefiydi. Kirte sonradan Mareşal olan Fevzi Çakmak'ın karargahının bulunduğu yerdi. Garnizon Anıtı'nın solundan dönen toprak yol doğuya doğru Alçıtepe'ye çıkıyor.

İtilaf Kuvvetleri gemilerden topçu desteği ile çıkıp Kirte Deresi'nde toplandıkları ve 28 Nisan'da başlayan ve 3 aşamada devam eden Kirte Savaşları'nda ondörtbin Türk ve bir o kadar da itilaf devletine bağlı asker öldü. Türk kuvvetleri tüm olanaksızlıklarına rağmen cepheyi korumayı gene de başarıyorlardı. Yol boyunca görülen Skew Bridge, Redoupt, Twelve Tree Copse, Pink Farm mezarlıkları Kirte savaşlarında ölen yabancı askerler için yapıldı.

Son Ok Anıtı
Alcıtepe Köyü'nün batısına doğru giden yol Son Ok Anıtı'na çıkıyor. Bu anıt 3. Kirte Savaşı'ndaki bine yakın şehit için son kurşunun atıldığı yer olduğu için burada yapılmış. Cephanesi biten Türk askerinin burada süngü takarak düşmanını püskürttüğü anıtın kitabesinde yazıyor.

Sargıyeri Anıtı
Sonok Anıtı'ndan l km. sonra heybetli bir Mehmetçik Anıtı var. Bu tunç heykel Sargıyeri Anıtı'nın nöbetçisi olarak tasavvur edilmiş. Sargıyeri adı burada kurulan seyyar hastaneden geliyor, ingiliz kuvvetlerinde bulunan Gurkalar 28 Haziran 1915'deyaralılara ilk müdahalenin yapıldığı bu seyyar hastaneye baskın düzenlemişler ve yaralılar sağlık personeliyle birlikte katledilmişti.

"Bakkal Salimin Savaş Koleksiyonu" Alcıtepe Köyü
Milli Parkın belki de en ilgi çekici yeri Bakkal Salim'in Koleksiyonu. Yanlış okumadınız, Alcıtepe Köyü'nde, hem de ikinci kez kurulan bir özel koleksiyon var. Salim Mutlu çocukluğunda savaştan kalan metalleri toplayıp hurdacıya satarmış diğer çocuklar gibi. Delikanlı olunca bakkal dükkanı açmış, bir yandan da çevrede bulunanları biriktirmeye başlamış.
Topladığı savaş anılarını evinin iki odasında ziyarete açmış. Sonra bu koleksiyonu götürüp Kocatepe Müzesi'ne hediye etmiş. Salim Mutlu meraklı bir adam. Bu kez bütün illerin vali ve belediye başkanlarına mektuplar yazıp yöreye ait kaplar içinde toprak göndermelerini istemiş. Pek ilgilenen olmayınca da bütün yurdu dolaşıp kendisi toplamış. 71 ilin toprak ya da seramik örneğini, toprağını edinmiş. Çevrede "müzeci" tanındığı için bir şeyler bulan getirip ona veriyormuş. Savaşın anılarının yitip gitmesine gönlü el vermemiş ve yeniden başlamış koleksiyon oluşturmaya. Kurşunla delinmiş bir tütün tabakası, bir matara, kopmuş bir asker düğmesi, dağılmış bir teşbihten kalanlar... Ne bulmuşsa toplamış. Bu güzel insan 2004 yılında öldü, ama savaşın anılarını yaşatmak için bir ömür çaba harcadığı koleksiyonu duruyor. Koleksiyonun bir bölümü de Kabatepe Tanıtma Merkezi Müzesi'nde sergileniyor.

Nuri Yamut Anıtı
Zığındere'deki çatışmada ölen onbin askerin anısına dikilen bu anıt Mehmet Çavuş Abidesi'nden sonraki ilk özel anıttır. 1943 yılında Nuri Yamut Paşa tarafından yaptırılmıştı. Paşa'nın bu anıtı yaptırmak için İstanbul'daki iki evini sattığı söylenir. Tüm şehitlerin kemiklerinin toplanıp mermer kaidenin altına gömüldüğü anlatıla gelir.

Seddülbahir
Nuri Yamut anıtından sonra aynı yoldan geri dönüp Sonok Anıtı'nı, İngiliz kuvvetlerine ait mezarlıkları geçince llyas Burnu'nun solunda Seddülbahir köyü ve kalesi görülüyor. Kale 1660'da yapılmıştı.

Çanakkale Şehitleri Anıtı
Seddülbahir Morto Koyu'nda 42 m yükseklikteki anıt Çanakkale şehitleri anısına yapıldı. Anıt, şehitlik ve müze bir arada. Müze, Anıtın altındaki galeride. Girişte Çanakkale Savaşlarını gösteren krokiler ile savaş anında çekilmiş fotoğraflar yer alır. Vitrinlerde ise savaş alanından her tür buluntu sergileniyor.

Helles Anıtı
Seddülbahir'de yarımadanın en uç noktasındaki anıt İngilizlerin Helles Anıtı. Burası Kraliyet Tümeni'nin karaya çıktığı noktaya hakim tepedir. 30 Metrelik anıt canlarını yitiren 20.760 asker için dikilmiş. Sütun üzerinde savaşa katılan gemilerin adları yazılı. Yan yüzlerde Anzak ve Sulva ile burada savaşan birliklerin adı ve çevre duvarında ölenlerin tek tek isimleri, rütbeleri yazılı.

Ertuğrul Koyu
Hellas Anıtı'nın hemen alt tarafındaki tepede Ertuğrul Tabyaları vardı, sağlam olarak korunan bu tabyalar 25 Nisan 1915 çıkartmasının tanığıdır.
25 Nisan 1915 günü Ertuğrul Koyu'na çıkarma harekatı başladı, ilk girişim başarısız oldu. Ertesi günü çok şiddetli bambardıman altında çıkarma yapılabildi. Ama bu çıkarma altıbin askerin canına malolmuştu.

Yahya Çavuş Anıt Şehitliği
Çıkarmaya direnen birliğin komutanı Yahya Çavuş'du ve takımı sadece altmışüç askerden oluşuyordu. Yahya Çavuş'un sağ kurtulduğu bu mevzide ölen askerlerin şehitliğidir burası.
V Beach Cemetery (V Plajı Mezarlığı) çok sayıda subayın da bulunduğu askerlerin anısına dikildi.

İlk Şehitler Anıtı
Seddüibahir Köyü'nde kalenin yakınında ilk Şehitler Anıtı bulunuyor. Bu asıl savaşın başlamasından önce boğazın girişine gelip habersiz top atışına başlayan harp gemilerinin ateşi sırasında patlayan cephanelikte canlarını yitiren subay ve erlerin anıtıdır.

Hisarlık Tepe / Çanakkale Şehitler Âbidesi
Şehitler Abidesi Tarihi Milli Park'ın simgesi gibidir. Çanakkale boğazının karşı kıyısı da dahil çok geniş alandan görülür. Anıt için Morto Koyu'nu geçip Hisarlık Tepe'ye çıkmak gerekiyor. Burası antik Elailous kentinin bulunduğu yerdir aynı zamanda.

 

Çanakkale Mehmet Akif Ersoy İl Halk Kütüphanesi Resmi sitesidir. Tasarım : Harun Erdem Akman